kıtanın kanayan yarası altınboynuz'un yara bandıdır.
kağnılara özgü ahestelikte, karaköy'e doğru yürüyorum: dizi dizi oltalar. hiçbiri diğerine değmiyor: bağımsız umutlar. sol çaprazda galata kulesi: başı dönmüş yakışıklı. istanbul'un güzel kızı başını döndürmüş. daha solda, çok uzakta, piyer loti, eyüp mezarlığı'nın tepesine kurulmuş. demek hayat, ölümden ötede de var.
sağ yanımda ve yine ufukta çamlıca tepesi. yanyana dizili antenler. tepelere serpilmiş minareler: uhrevî antenler. tam tepemde güneş, tam altımda istanbul: denizin içinden akan şehrim. istanbul ayaklarımın altında: istanbul'u çiğniyorum gözlerim kapalı.
bir sanatçı klip çekiyor. figüranlar rol yapıyorlar: doğal görünerek. doğal görünümlü bir şahin geçti soldaki caddeden: trafik gayet işlek. bir balık kovadan yere düşmüş, yerde çırpınıyor. kovanın sahibinin omzuna dokunup balığı işaret ediyorum. "tamam hallederim, eyvallah" kabilinden vücut hareketleri. vücut diliyle anlaşıyoruz. yerdeki balık da öyle. bırakın beni, diyor. beni bırakın bu caddelerde. sanatçı, levent yüksel.
balık tutmak üzere olta atan biri, tekne tuttu! neye niyet, neye kısmet... kaçan tekne büyük olur: misina koptu. olta sallanınca sevinçli bir heyecan duyan balık tutucu, şimdi yeni misina takacak olmanın zahmetini düşünüp kederlendi: derin bir "off".
bir başkası gerçek bir balık tuttu: günün en büyük balığı bu. öyle büyük ki, balığı gören iki japon turist elbette makineleriyle birlikte, hatıra fotoğrafı çekmek için balık tutucuya doğru seğirttiler. çekik gözlere aşina olmayan balık yere attı kendini, kayganlığı bahane. asfalt, kızgın tava gibi: balık zıplayıp duruyor. belli ki çok keyifli. eğlenir gibi bir hâli var.
bu gün tuhaf vakalar günü: az ileride uyanık bir martı, yukarıya doğru çekilen bir balığı iğnenin ucundan söktü aldı: kapkaççı martı. polislerin işi zor: sıkıysa yakala. hem zaten savunmaları hazır: "biz yakalasak da savcı salıyor" martı hapishanesi. vapur penceresi...
her şey istanbul'dan, her şey istanbul'a (ait) burada. öyle güzel bir köprü ki, sadece avrupa'nın iki yakasını bağlayan bir bağ değil. gönülden gönüle atılmış bir kement... köprü biter, yol bitmez; müzik biter, söz bitmez:
"bulut geçti
gözyaşları kaldı çimende
gül rengi şarap içilmez mi
böyle günde?"...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder